Yunus Emre AŞIK



Röportaj 05 Ocak 2016 22:36

Derman Altunbaş'ın Kaleminden Nebahat Cankılıç


KADIN DÜNYASINDAN ATÇILIK

Türkiye Jokey Kulubü, hemen hemen herkesin bildiği, ülkenin çeşitli yerlerinden gelen insanlara atçılığın farklı alanlarında iş istihdamı sağlayan bir sektördür. Erkek egemenliğinin hakim olduğu bu sektörde kadınların sayısı oldukça az ben de bu durumu ele almak için İstanbul’dan yollara düştüm ve sevgili Nebahat Cankılıç’ı ziyaret ettim.

Aralık 2015’in son demleri havalar iyice soğumuş, bir gece önceden Kocaeli’ne vardım. Geceyi sevgili Hulusi Taşkıran’a ait Akmeşe’ye bağlı bir at çiftliğinde geçirdim.

Vakit sabahın 04:00 ’ü erkenden uyanmış bir an önce hazırlanmaya koyulmuşum malum atçılar için gün ağarmadan işler başlar. Bir yandan giyinip bir yandan da makyajımı yaparken her gün aynı işi ben yapıyor olsaydım yürütebilir miydim? Diye düşünmeden edemedim. Haftanın yedi günü aynı tempo…
Her işin kendine göre zorluğu var dediğinizi duyar gibiyim, elbette ki en azından benim için çok zor olurdu. Yola 05:00 da babamla birlikte çıktım hava aydınlanmamış ve oldukça soğuk, sisten neredeyse göz gözü görmüyor, baykuş sesleri dışında sessizlik hakim.

Konakladığım yer ile Kocaeli Kartepe Hipodromu arasında yaklaşık 20 km var önce Karaabdülbaki’yi geçiyoruz az ilerde şehir hayatında alışık olmadığımız bir tabela dikkatimi çekiyor “geyik çıkabilir” ! Daha sonra Kirazoğlu Köyü, Uzunçiftlik ve Köseköy’ü geçmek suretiyle Kartepe Hipodromuna vardık, içeri güvenliğe bildirerek girdik.

Saatler 05.30 u gösteriyor etraf hala karanlık padokta tatlı bir telaş yaklaşık 20 kadar at var, kat kat giyinmiş seyisler atlarını her sabah yaptıkları gibi kenter öncesi gezintiye çıkarmış, bu gezinti yaklaşık 40 dakika sürüyor, gezinti tamamlandıktan sonra jokeyler gelip seyislerden teslim aldıkları atlara binip antrenör direktiflerine göre idman yaptırıyorlar.
Ben de o arada sevgili Nebahat Cankılıç’ın gelmesini bekliyorum, araba da otururken küçük bir kaza atlattık aracını park etmeye çalışan bir genç henüz ayılmamış olacak ki duran aracımıza çarptı.

Saat 07.00 ‘a geliyordu Nebahat Hanımın sahaya geldiğini öğrendim bulunduğu ahıra doğru yürüyorum her ahır numarası harf ve sayılarla belirlenmiş kendisinin çalıştırdığı atlar G-11-12-13… isimli ahırlarda bulunuyordu.

Kendisini uzaktan gördüm 1.55 boylarında sarı saçları beline kadar uzanıyor, yanına gidip selamlaştığımda yeşil pırıl pırıl parlayan gözleriyle nazik bir şekilde gülümsedi ve ilk söylediği cümle şu oldu ‘’demek gazeteci olacaksın?’’ ben de ‘’evet, gazeteci olacağım inşallah’’ dedim.

Buraya gelmeden önce aralarında 1,5 yaş olan iki erkek çocuğunu okuluna bıraktığını öğrendim.
Bu arada ilgilendiği ata seyisi eyeri vuruyor ben de zaman kaybetmeden fotoğraf makinamın ayarlarıyla uğraşıyordum.
H heyecandan mı ? soğuktan mı ? farkında olmadığım titreyen ellerim için babam ‘’kızım sen üşüyor musun?’’ dedi.
İçeriden seyis; ‘’ heyecandandır’’ diyerek gülümsedi, hazırladığı atını dışarı çıkardı ve Nebahat Hanımın ayağına destek olarak ata binmesine yardımcı oldu.
Aahırlar çevresinde yaklaşık 20 dakika kadar at üzerinde gezinti yaparken ben de güzel kareler yakalamaya çalışıyor peşlerinden gidiyordum atla iletişimi o kadar güzel ki gezinti yaparken sürekli konuşuyor, oğlum diye sesleniyordu.

Gezinti bittikten sonra idman pistine doğru atıyla yol aldı çok geçmeden kendisinin yanına gittim atının burnunu severken atın sıcak nefesini elimde hissediyordum.
Nebahat Hanım idman pistine girmeden önce atında bir problem gördü yüzünde gergin bir ifadeyle atının ayak çektiğini söyledi bu durumda atına idman yaptıramazdı piste atıyla girdi uzaklaştıkça sisler içinde görünmüyordu kenteri tamamlamadan geri döndü o gün için.
Aslında problemi önceden hissetmişti atın nallarındaki çiviler çıkmış sol dizini kırarak atıyordu problem sağ ayaktaydı. Ahırlar bölgesinde yaklaşık 20 dakika kadar tekrar gezinti yapıyor bir yandan da atına hayıflanıyordu.
Öğrendiğim kadarıyla 2 senedir bu atla ilgileniyormuş tam yarışa hazır koşabilir dediği sırada bir problem çıkıyormuş.
Sitem ediyordu ‘’çok hainsin oğlum’’ diye, gezinti bittikten sonra atın ayaklarını seyis arkadaşıyla birlikte yıkıyor bir yandan da uyarılarda bulunuyordu ‘’sağ ayağını yıkama mikrop kapar’’ at ile arasındaki sevgi insanı gülümsetiyordu.
Nebahat Hanım atını tutarken at sürekli şımarıyor kollarını ısırıp çekiştiriyordu
- yeter oğlum her tarafımı yoldun.
Yıkama bittikten sonra seyis atı ahırına götürüp tımarıyla ilgilendi 4 saat sonra ise yemini verecekti. Şimdilik Nebahat Hanımın işi bitmişti kendisiyle sohbet etmemiz için bizi bir odada ağırladı.

Kendisini daha yakından tanımak için sorular sordum.

1970 yılında Bulgaristan’ın Silistra eyaletinde doğmuş, büyüdüğü ortam köy ortamı olduğu için ağırlık olarak hayvancılık yapılıyormuş, kendisine at sevgisini ise babasının aşılandığını söyleyebilirim o zamanlar kendi atları varmış.
İlk at binmeye 11 yaşında başlamış o zamanlar eyer olmadığını rahvan atlardan düşmemesi için kendisini ata bağladıklarını gülerek anlattı.
Kazandığı ilk rahvan yarış Roza isimli atla olmuş aynı zamanda oradaki mahalli yarışlarda da birincilikleri olmuş.
1989 yılında Bulgaristan’daki zorunlu göç sebebiyle Türkiye’ye gelmiş ilk İstanbul’da çalışmaya başlamış kendisi orada tek çalışan bayan olduğu için sorunların olduğunu kız başına ne işi var? Gibi tepkilerle karşılaştığını yadırgandığını fakat içindeki at sevgisinin her zaman üstün geldiğini mücadele ettiğini işe bu sevgi sayesinde tutunduğunu öğrendik.

Çoğu zaman hipodromda işini icra etmeye çalışan kadınlara at verilmeme durumu oluyor kendisi bu konuda diğer hemcinslerine göre şanslı, zaten aileden de at sahipleri tanıdıkları olduğu için at arama gibi sorunlarla karşılaşmamış.

2003 yılında kendisi gibi jokey olan Ertül Cankılıç ile evlenmiş bu evlilikten Ertuğrul ve Eren adında 2 erkek çocuğu olmuş.
Eşi çoğu zaman Nebahat Hanımın at sevgisi için: ‘’Çocuklar hasta olsa doktora koşmazsın’’ gibi cümlelerle kendisine takılırmış.
Yaşamı boyunca farklı illerde çalışmak için bulunmuş İstanbul, Ankara, İzmir, Adana… ve bu durumu için yine aynı güler yüzle, “ taşınmaktan bıktım bir yerleşemedik” şeklinde yorumladı.

Gördüğümüz üzere onlarınkisi at peşinde giden ömür ve kendisi bu durumdan oldukça memnun. Çocuklar doğduktan sonra onlar büyüyene kadar yaklaşık 5 sene kadar hipodroma gelememiş geri döndüğünde ise idman olarak zorlanmış Türkiye’de düzenlenen koşularda da birincilikleri var ilk birinciliği 1991 yılında DENİZHAN isimli safkanla olmuş daha sonra sırasıyla TUĞBA II, SEHER 23, ARMAN CAUD, LİME LİĞHT, KINALIEFE, ENESBEY, İKİ KARDEŞ, JOHN CAREW..
En son 2011 yılında tekrar ENESBEY ile idmansız bir şekilde yarış kazanmış.

Hipodroma çalışmak için gelen kadınlara yorumu ise şu şekilde oluyor; Türkiye’de insanlar atlarla tanışıp çalışmaya ileri yaşlarda başlıyor halbuki bu meslekte küçük yaşlarda yer edinmek daha avantajlı, kendisi çok küçük yaşlarda başlamış, her zaman elinde at varmış, gelen kadınlar onu yapma şansı bulamıyor zaten ileri yaşlarda gelmiş oluyorlar, daha yeni başlamış atı tutamıyor, doğru düzgün çalıştıramıyor şans da verilmediği için meslekte kalıcı olma durumları da haliyle olmuyor.

Türkiye’de şartlar daha zor Avrupa’daki gibi yarışçılık yapılmıyor orada atlarla çoğunlukla kadınlar ilgileniyor atlar doğduğu andan itibaren itinayla eğitiliyor. Evet, sert karakterli atlar olsa da atlar daha sakin huzurlu ortamda yetişiyor bu da oradaki kadınların işi yapması için kolaylık sağlıyor.
Kendisine bir kadın olarak meslekte kadınların yanınızda çalışmasına izin verir misiniz? Diye sorduğumda, “başarılı olabilecek insanlara elbette ki şans verebileceğini” söylerken; Ah! keşke olsa da bütün seyislerim kadın olsa diye de ekledi.

Türkiye’de bulunan hipodromlarda kadın çalışanların arttırılması için neler yapılabileceği konusunda kendisiyle hem fikir olduğumuzu gördüm. Kadınlar bu işi gerçekten yapmak istiyorlar ise onlara öncelikle şans verilmeli, iyi bir eğitim sonrası başlangıç için daha sakin karakterli atlar ile çalışma fırsatı verilmeli, kalabilecekleri yer ayarlanmalı, bunların dışında mesleği sürdürüp sürdürememek kendi yeteneklerine kalıyor.

Yaklaşık 7 saatlik zaman diliminde sevgili Nebahat Cankılıç’tan güzel şeyler öğrendim benim için bu röportajı yapmak çalıştığı ortamı yakından görmek keyifliydi. Kendisinin at yetiştiriciliği yapma hayalinin olduğunu ve bu hayalini gerçekleştirmek için Kocaeli’ne yerleştiğini öğrendim hemen hemen atçılığın her alanında bulunan (jokeylik, at sahipliği, antrenörlük) hanımefendinin bu hayalinin de gerçekleşmesini diliyorum…

Derman ALTUNBAŞ

(Görsel İçerik Galeri Konumundadır)


 

Yorumlar

İlgili içerik hakkında yorum girebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye girişi     Üye Ol

İlgili içerik için yorum bulunmamaktadır.