Yunus Emre AŞIK



Görüş 22 Mayıs 2012 17:33

Elveda Kafkaslı, Elveda Güzel Oğlum Benim...!


At yarışı ya da yarış sektörü ile ilgisi olsun olmasın, pek çok gazetede ve bir çok yazarın köşesinde kaleme aldığı Kafkaslı, ölümü ile birlikte daha bir değer kazandı.
Nedense hep sevdiklerimizin kıymetini kaybettiğimizde anlarız. Bu içimizdeki kesimi kapsarken, ilgisiz kesimlerin bile konuya değinmiş olması, konunun ne denli dikkat çekici ve önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Ve sosyal medyada ki yayılma hızı bir kez daha etkisini gösterdi.

Kafkaslı ile ilgili bir yazı yazmıştık;
Sakatlığı nedeniyle 2004 yılındaki tay satışlarında alıcı bulmakta zorlanan Arap atı ''Kafkaslı’’
Bir başkadır Kafkaslının öyküsü, kimi zaman duygusal, kimi zaman destansı…
Şeklinde başlıyordu, 19.04.2002 de başlayan öykü, 18.05.2012 de sonra erdi…

2005 yılında yarış yaşamına başladığında, hiç birimizin bilmediği hatta hayal bile etmediği bir destan’ın ilk satırları yazılıyordu.
Rekorlara imza atacak, adına fan sayfaları kurulacak başarıları gün gelecek sadece yarış sektöründe değil farklı haber kuruluşlarında bile yer alacaktı.

2005 yılında ilk sınıf koşu başarısı olan Kazım Karabekir koşusu ile başlayan kariyeri, Satvet, Babakuruş, Çanakkale Zaferi gibi pek çok önemli mücadele ile artarak sürdü. 3 yaşında start aldığı 21 önemli mücadeleden 12 galibiyet çıkarttı.

Sonraki yıllarda yeni jenerasyon isimler ve değişen rakipler ile pek çok zorlu mücadeleye girdi, kiminde kaybetti kiminde galip geldi. Onu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, azmi oldu. Zorlu yarış takvimi, yaşadığı sıkıntılar değişen ve gelişen rakipler karşısında hiçbir zaman pes etmedi ve her şartta şampiyon ünvanını korudu.

O günlerde Kafkaslı için özel bir sempatim yoktu, zaten Yavuzhan dışında hiçbir isim için özel bir sempati taşımamıştım. Ona olan bağlılığım bir başkaydı, hiç kaybetsin istemezdim, kuponumda yer verirken geçilmesin isterdim. Öyle ki rakip yazmaya elim varmazdı, sanki ben yazmayınca geçilmeyecek gibi.
Kaybettiğinde, yatan kuponuma değil, onun kaybedişine üzülürdüm sadece. Ve 02.01.2000 tarihi bir milat olarak aklımdadır hep ve hiç unutulamamak üzere orda bir yerde kalacaktır.

Ölümünde ağladığım tek at Yavuzhan’dı, belki de hiç aklımda yokken Kafkaslı’nın ölümü gözlerimi yaşarttı. 12 yıl aradan sonra ikinci kez ağladım.

Nasıl sorusuna gelince, 1,05 Kafkaslı’nın gelmesi kazanması bahis iştirakçilerinin pek çoğunda olduğu gibi, benim de menfaatlerime tersti.
Her seferinde daha cazip ikramiye hırsı ile yanına at yazıyor, geçilmesi için bekliyordum. Büyüklüğünü kabullenip pes ettiğimde tek yazıyor geçildiği zaman ki isyanlarım da ise kızıp söyleniyordum.

Kafkaslı’ya olan sevgimin başlangıcı ve büyümesinde ki sebeb, sevgili Duygu Yücel’dir. Sitemizde de bir süre yazan ve özel sebebleri nedeni ile aramızdan ayrılan Duygu’nun Kafkaslı’ya bakış açısı bir başkaydı.
Çıkarsız seviyor, gelsin geçilsin bir beklenti duymadan değer veriyordu. Bir zamanlar benim Yavuzhan’a verdiğim değer gibi…
O portre de kendimi gördüğümde aslında utanmıştım, işin at sevgisi kısmı bir farklıydı. Atçı yada bahisçi kavramlarında ki anlam farkı, bu işi sevdiği için yapmak yada menfaati için yapmak gibi bir şeydi.

Kafkaslı’yı sevmemek ! Bu çıkarlarıma mı ters düşüyordu ? Oysa ben Yavuzhan’ı çıkarsız sevmiştim. Ve şimdi Kafkaslı’yı aynı duygular ile seven biri vardı. Öyleyse değişen sadece bendim.
İşin sevgi boyutu geride kalmış, menfaatler ön plana çıkmıştı.

Oysa ki böylesi bir değerin kıymeti bilinmeliydi, görmüş izlemiş olmanın, yaşamına yetişmiş olmanın, hayatta iken görmüş, görebilmiş olmanın değeri, paha biçilemezdi…

Jübilesinde yanındaydık, ahırına kadar girdik. Fotoğraf çektireceğimiz için şampiyon’un yakışıklı çıkması gerekiyordu, üzerinin temizlenmesi kuyruğunun taranması sırasında huysuzlanıyor, ayağını kaldırıp bir hamle yapacak gibi hareketleniyordu. Bu sırada Remazan Kaya, -Kafkaslııııııııııııııı…. Diye seslendiğinde tekrar usulca bekliyordu.
Çocuk gibiydi, 25.12.2010 her ne kadar mutlu bir gün olsa da, burulmuştuk bir daha göremeyeceğimiz için…
O bile sevenini çok iyi biliyordu, hepimizin yaklaşımı karşısında biraz temkinli dursa da bir tek Duygu’nun elini usulca karşılıyordu.
Ölümü ile pek çok eleştiri okunun hedefi olan ekürisi ve özellikle Remazan Kaya, için bir iki cümle söylemek isterim.
Jübilede ki ilgisi, yaklaşımı, insanlığı ile pırlanta gibi bir insandı. Hiçbir şeyden kaçınmadı, hiçbir zahmetten erinmedi.
Yemek ısmarlayama çalışmasından tutunda, hipodromun kapandığı saatlerde Kafkaslı’nın ahırını açtırması, çıkışta bizi evimize araba ile göndermeye çalışması…. Geldiği yeri unutmayan, mütevazi ilgili dost canlısı sevgi dolu bir adam, her şey için binlerce teşekkürler sevgili Remazan Kaya…

Neyse konumuzun dışına çıktık.
Kafkaslı, sadece bir at değildi, onun katıldığı koşular ise sadece bir yarış…

O bu sevgiyi öğreten, yeniden kimliğimizi kazanmamıza yardım eden bir şampiyondu. Pek çok kişi benimle aynı duyguları paylaşacaktır ki, severek başladığımız ya da girdiğimiz at yarışlarında çoğu zaman hırsımıza yenik düştük.
Benim için Kafkaslı, Yavuzhan dan sonra kaybettiğim duygularımın yeniden yeşermesini sağlayan bir isimdi. Karşımızda ki canlının, can’ın değerinin, elimizde ki biletten önemli olduğunu hatırlatan ve at yarışlarının müşterek bahislerden ibaret olmadığını tekrar hissettiren bir can’dı Kafkaslı…
18.05.2012 ise artık ikinci bir milattı…

Ve Kafkaslı artık yok… Ve bir daha olmayacak. Ama bıraktıkları yerli yerinde duruyor… Elveda Kafkaslı, elveda güzel oğlum benim…..
Seni hep özleyeceğim…

Zamanında yatan kuponu nedeni ile kızanlar, gereksiz konuşmalar yapanlar, menfaatlerine ters düştüğü için Kafkaslı’ya yada herhangi bir A isme düşman olanlar.
Oturun bir kez daha düşünün,
Şems-i Tebrizi der ki; Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgindir…
Kalbinizden sevgi hiçbir zaman eksik olmasın, Sevgi dolu günler geçirmeniz dileği ile…


 

Yorumlar

İlgili içerik hakkında yorum girebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye girişi     Üye Ol

İlgili içerik için yorum bulunmamaktadır.